Follow by Email

23 Ağustos 2011 Salı

Büyülü Kaçkar - fevkaladenin fevkinde

Önce İstanbul’dan Pegasus havayolları ile Trabzon’a uçtuk. Havaalanından kiraladığımz aracı alarak Rize’ye doğru yola koyulduk. İyi bir 4X4 jeep kiralamak şart, çünkü normal binek bir otomobil ile yaylalara çıkmak mümkün değil. Normal bir otomobille düz yolda 20 dk da gidilecek mesafeyi 2,5 saatte çıktık, yağmur yağdığında ise inişi ve çıkışı düşünmek istemiyorum (inişte rastladık yağış sonrası çamurlu yola pek hoş değildiJ) bol virajlı ve tehlikeli yollardan ulaşılıyor yaylalara ama bence yollar düzelmesin bu şekliyle kalsın. Zor olsun çıkmak, ayak altı çabuk ulaşılır olmasın. Ki hemen kirletilmesin, emek harcansın giderken, hak eden gidip görsün, herkes değil.
Rize yaklaşık 1,5 saat sürüyor Trabzon havaalanı'ndan. Rize-Çamlıhemşin ilk konaklama mekanına vardığımIzda rehberimiz Uğur bizi bekliyordu. Yerel rehber olmadan yaylaları gezmek pek mümkün değil.  Levha vs olmadığndan yol bulmak hiç kolay değil.Bu arada Uğur'un telefonunu isteyene verebilirim, yerel rehberliği kendisi yapmasa da güvenilir birilerine yönlendirebilir. Turla gitmeyi önermiyorum çünkü sürü psikolojisi ile hareket ve büyük otellerde konaklamalı seyahatler pek bana göre değil. Biz rotayı belirleyip rehberle konuşup turu kendimize göre organize ettik.

Kaçkar; ermeni mimarisinin ve taş işçiliğinin örnekleri olan mezar taşlarına verilen isimmiş. Bugünkü Kaçkar dağlarının ismi de bu anıtsal mezar taşlarından gelmekteymiş. Kaçkar, ermenicede haç-taş manasına geliyor.

Biz daha önce tavsiye aldığımzdan, nerede kalacağımız oraya gitmeden belli olmuştu.
İlk gün Çamlıhemşin’de Moyymini hotel’de kaldık ; http://moyyminiotel.com/Turkce/odalar.html








Moyy'un verandası, Fıtına deresi gürül gürül akarken...


Moyy Cafe


Odamız...

Oelin'in arkası, dere ve orman manzaralı. Derenin sesi hep kulağınızda.
Otelini girişinde çok güzel bir kafe var. Moyy’da yayladan toplanan otlarla yapılan bitki çayı da var, kızların yaptığı börek ve poğaçalar da. Yaylalardan gelen taze bal ev yapımı reçeller satılıyor. Kavanozu 50-55 TL arasında değişiyor. Önce kafe açılmış sonra otel. Moyy Karadeniz’de alışık olmadığımız bir gustoda bir yer.

Sahibesi Özlem Erol, Çamlıhemşinli. Londra’da moda tasarımı eğitimini tamamlamış, İstanbul’da mesleğini sürdürüyor. Yılın altı ayını memleketinde geçiriyormuş.

Moyy dağ çileği anlamına geliyormuş, Çamlıhemşin ilçe merkezinde, ayakta kalmış olan tek ahşap binayı, yıkılmanın eşiğinden döndürerek, hayata kazandırma amacıyla restore ettirmiş.
Geceliği 80 TL. (artmış olabilir geçen sene oda-kahvaltı bu fiyattı)


Hemşin’den 20 km lik bir yolu 2 saatte alarak Gito’ya ulaşıyorsunuz.
Gito yaylasında Koçira’da; http://www.kocira.com/ kaldık.
Dağ başında içerisi ahşap ve taştan yapılmış, sıcacık şöminenin yandığı sevimli bir dağ evi. Yerlerde kilimler serili tavandan sarkan birçok otantik nesne odaya ayrı bir güzellik katıyor.




Bu da Serhan'ın yakın arkadaşı Turgay, yardım ediyor Koçira'da Serhan'a (bize kocaman helvalı ekmeği hazırlayan o:))

Koçira (Gito yaylası'nda kaldığımız ev)



Koçira ana salon, herkes burada ısınıyor, yiyip içiyor, sohbet ediyor...

Biz oradayken çok güzel yağmur yağdı gece, şimşeklerin çakması inanılmaz bir manzara çıkardı ortaya.. Koçira'da kalan süper eğlenceli karadenizli insanlar harika manzara, gecenin bir yarısı çaldıkları tulum ve horon tepmeleri...ne kadar anlatsam boş, keşke kamera götürseymişim...
Bu arada öyle esprili insanlar ki doğal halleri böyle, yani dur ben şimdi espri yapayım anlayışı yok, o kadar çok güldük ki keşke kayıt cihazı olsaydı dedik. Ama maalesef kamera-kayıt cihazı vs yoktu.

Gito’da kalınacak tek yer. Orayı Abisi işletiyor. Abisinin gerçek adı Serhan. Koçira’nın kapısından içeri giren ister öğretim görevlisi olsun, isterse yüksek makamdan biri burada o kimliğinden sıyrılarak abisi veya ablası olmak zorunda. Çünkü Serhan abisi bütün bayanlara ablası bütün erkeklere abisi diye hitap ediyor. Abisinin çok da karakteristik bir görüntüsü var. Siz de çok farklı bir yer görmek ve doğaya aşık olmak istiyorsanız adres Gito ve Koçira. Koçira’nın telefonu 0532 633 5748. Gito’ya giderseniz abisine selam söyleyinJ

Herkes hayvanları otlatmaya gittiğinde evde kalıp ev işlerini yapan hamarat kadına verilen isimmiş Koçira.
Burda öyle Moyy’daki butik otel zihniyeti aranmasın tabii, burda kalmanın zevki de apayrıydı.

Teneke tavanda yağan yağmurun çıkardığı ses (tavanarasındaki odalardan birinde kaldım) 13 derece olan hava sıcaklığı sis gibi bütün heryerin bulutla kaplı oluşu....anlatılacak gibi değil...

Herkes birlikte yemeğe oturuyor burada, sabah kahvaltı ve akşam yemeği dahil. Zaten alternatifiniz yok, eliniz mahkum ne çıkarsa yiyeceksiniz (başka yer yokJ)

Müthiş bir bulut denizi sessizlik, sakinlik, yeşillik, dinginlik ve insana özgür olduğunu hissettiren müthiş bir yükseklik ... Görmeden ölüp gitmek büyük kayıp diyebilirim.

Bu arada ahşap veranda bizi Turgay karşıladı ve acıktığımız için hemen koca ekmeklere helva koyup elimize tutuştuşturdu:) bu kadar büyük ekmeği kim yiyecek dediğimde "gelir gelmez şehirli olduğunu belli etme" dedi. Sislerin içinde yemek yemek şahane bir duyguydu. Havasıdan mı suyundan mı bilmem pek de güzel yedik ne verildiyse.




Pokut yaylasında ise “Platomola’da kaldık; http://www.platodamola.com/
İşletmecisi Yasemin, anne-baba, yenge ve yeğenler. Önde minik bir bostan, kendi yağ ve sütlerini sağladıkları hayvanları, köpekleri Ares...

Doğa yaşamına uygun bir yerde konaklamak / yemek yemek isteyenler için "Plato'da mola" yı şiddetle tavsiye ederim, otelcilik anlayışından uzak, sohbet edebileceğiniz bir ailenin kendi konağı ve onlar işletiyor, üstüne üstlük yöresel yemekleri bizzat kendi ellerinden sunuyorlar. Orada yediğimiz yemeklerin fotolarını ekliyorum, ben başka bir şey demeyeceğim bu konudaJ

Pokut; Çamlıhemşin'in Makrevis ve Ortan Köyü’nün ortak yaylası. Özgün yöresel mimari yapısını koruyor. Hazidağ Yaylası’ndan patika yolu ile veya Çinçiva Köyü’nden araç yolu izlenerek ulaşılabilir. Yörenin en güzel yaylalarından biri. Orayı gördükten sonra diyebilirim ki İstanbul’da gördüğüm yeşil yeşil değilmiş.

Pokut’ta bahsedilecek en önemli şeylerden biri de ahşap mimarinin en güzel örneklerini barındırması. 50 kadar evin bulunduğu Pokut’ta tüm evler ahşap olmakla birlikte, en eski evin 250 yıllık olduğu söylendi.

Plato'da Mola (yok böyle bir manzara!) Üstelik sahipleri ayrı yemekleri ayrı güzel...

Muhlama, nefisti nefiiisss, of allahım bir de kaymaklı patates diye fırında birşey yaptılar, bittiğimiz andı...


Günbatımını deniz kenarından değil, iki binli metrelerden seyredin bir de. Ben manzaraya bakarken ağladım. Daha önce hiçbir yer beni öyle etkilememişti. Tabi yanınıza mp3 götürüp şöyle Bach, Albinoni vs dinlerseniz daha da tüyleri diken diken oluyor insanın. Gözleriniz açık gördüğünüz bir rüya sanki... Ruhunuza yaptığınız yolculuğun geri dönüşü yok..İnanılmaz güzel bir manzara ve atmosfere sahip.


Plato'da Mola'da sofra

                                                                  Yayıkta tereyağı

Mısır ekmeği

Pokut Yaylasında konakladığımız Plato'da Mola'da Zeyne Şişman'ın ellerinden çıkan nefis yemekleri yedik. Sunum Yasemin Şişman (işletmeci aynı zamanda) Pişen pırasalı börek:)






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder